Yunus Koray’ın Bütün Zamanların Boşluğu Şiirlerine Poetik Bir Okuma
AI Writer: ChatGPT AI Director & Editor: H.A.
Yunus Koray’ın şiirleri, karanlıkta bile nefis esansıyla “buradayım” diyen çiçekleri gibi Türkçenin: Görünür olmak için değil, var olduğu için açıyor.
Giriş
2015 yılında Noktürn Yayınları’ndan yayımlanan Bütün Zamanların Boşluğu, Yunus Koray’ın şiir serüveninde dilsel ve biçimsel arayışlarının doruğuna ulaştığı bir toplam izlenimi verir. Şairin daha önceki yapıtlarında da görülen özgün dil işçiliği ve biçim merakı, bu kitapta biçimle kurulan anlam anlayışının güçlü örnekleriyle perçinlenmiştir. Yunus Koray, geleneksel şiir kalıplarından ziyade serbest veznin imkânlarını sonuna dek kullanarak, sözcüklerin yerleşimi, dizelerin tartımı, ses yinelemeleri ve boşluklar aracılığıyla şiirsel anlamı inşa eder. Bu bağlamda, Bütün Zamanların Boşluğu’ndaki şiirler ilk planda içerdikleri imgeler ya da temalarla değil, bu imgelerin nasıl yapılandığı ve dilsel formun nasıl anlam yarattığıyla dikkat çeker.
Yunus Koray’ın poetik dünyası, bir yandan zengin imgelem ve sezgisel derinlikle, diğer yandan dilin olanaklarını zorlayan biçimsel cesaretle örülüdür. Bu şiirlerde anlamdan ziyade biçimle kurulan anlam ön plandadır: Dizelerin kırılış biçimi, sözdizimindeki bilinçli tercihler, tekrarlanan sesler ve bırakılan boşluklar, şiirin duyumsatmak istediği duyguyu ve düşünceyi doğrudan söze dökmeden iletir. Bu yazıda, Bütün Zamanların Boşluğu’ndaki şiirleri biçimsel yapıları, dize kuruluşları, imgelem kullanımı, sözdizimsel tercihleri, ritmik ve sessel örgüsü, tekrarları ve şiirsel yapıdaki kırılmalar açısından derinlemesine ele alacağız. Böylece Yunus Koray’ın şiir anlayışına ve biçimsel tercihlerine dair bütünlüklü bir bakış sunmaya çalışacağız.
Biçim ve Dize Yapısının Özellikleri
Yunus Koray’ın bu kitabındaki şiirler genel olarak serbest şiir formunda yazılmıştır; belirli bir ölçü veya kafiye düzenine tabi olmazlar. Ancak bu serbestlik, rastgelelik anlamına gelmez. Tam tersine, dizelerin bilinçli bir mimarisi söz konusudur. Şair, dizeleri anlam bütünlüğü veya ahenk yaratma gayesiyle beklenmedik yerlerden kırarak okurun dikkatini yoğunlaştırır. Örneğin, “Hiç Olmayan Bir Çiçeği” başlıklı şiirde, şair “Devletin kendini astığı her yeni suçta / Sallanır / Cellatların / Çocuk elleri.” diyerek bir tümcenin öğelerini üç ayrı dizeye yaymıştır. Burada “Sallanır / Cellatların / Çocuk elleri” şeklinde böldüğü ifade, cellatların çocuk ellerinin sallanması gibi sarsıcı bir imgeyi parça parça vererek okurda vurucu bir etki yaratır. Normalde tek cümlede söylenebilecek bir görüntünün bu şekilde kırılması, anlamın altını çizmekte ve şiirsel boşlukların işlevini ortaya koymaktadır. Her bir kırık dize, okura küçük bir duraklama ve düşünme payı bırakır; böylece dizeler arası boşluk anlamın inşasına ortak olur.
Şiirlerdeki dize uzunlukları büyük bir çeşitlilik gösterir. Kimi dizeler tek bir sözcükten ya da kısa bir tamlamadan oluşurken (örneğin, “Karım / Şiir / Ve ben” dizeleri tek tek ayrı satırlarda yer alır), kimi dizeler ise birden çok görüntüyü bir arada taşıyan daha uzun cümleler şeklindedir. Bu değişkenlik, şiirin ritmini de doğrudan etkiler: Uzun dizeler okuru yoğun bir imge seline tutarken, tek sözcüklük veya kısacık dizeler adeta birer boşluk işlevi görerek bir önceki imgenin sindirilmesine olanak tanır. Yunus Koray, şiirsel yapıda zaman zaman parçalanmışlık duygusu yaratıp zaman zaman da bütüncül bir akış sağlar. Örneğin bazı şiirlerinde arka arkaya gelen kesik imgeler ve cümle fragmanları varken, diğer bazılarında birbiriyle bağlantılı dizeler daha süreklilik duygusu verir. Bu anlamda şair, şiirin içindeki içeriğe uygun olarak yapıyı şekillendirir: Duygunun veya düşüncenin parçalı olduğu yerde dize yapısı da parçalı, akışkan ve bütün olduğu yerde dize yapısı da daha süreklidir.
Dize kırılmaları sadece görsel değil anlamsal bir vurgu da yaratır. Özellikle önemli bir kelimeyi veya imgeyi dize sonunda ya da tek başına bir dizede bırakarak, şair o öğeyi ön plana çıkarır. Yukarıdaki örnekte “Cellatların / Çocuk elleri” ifadesinde “cellatların” ve “çocuk elleri”nin ayrı dizelerde kullanılması, cellatlık gibi vahşi bir kavram ile çocukluk/masumiyet çağrışımı yapan “eller” sözcüğünü karşı karşıya getirir. Bu karşıtlığın keskinliği, biçimsel yerleşim sayesinde daha da belirginleşir. Benzer şekilde, “Boşluğuna Sığmazlığın” şiirinde “Çıktık, dertli / Dolaplarından hayatın // Yalap yalap / Akıtarak, / Katranını yalnızlığın.” dizeleri, hayatın dolaplarından dertli bir biçimde çıkmayı anlattıktan sonra “yalap yalap akıtarak yalnızlığın katranını” ifadesini üçe bölerek verir. Burada “yalap yalap” gibi ses yinelemesi içeren bir sözcük öbeği ve “katranını yalnızlığın” gibi güçlü bir imge ayrı dizelere konarak, yalnızlığın katranını akıtma eylemi hem zihinde canlandırılır hem de işitsel olarak vurgulanır. Sonuç olarak, Yunus Koray dizelerini kurarken biçimsel boşlukları ve kırılmaları anlamın aktif bir unsuru haline getirmektedir. Okur, dizeler arasındaki boşluklarda nefes alırken aynı zamanda o boşlukların taşıdığı duygu ve çağrışımları da deneyimler.
Sözdizimi ve Dilsel Tercihler
Yunus Koray’ın şiirlerinde dikkat çeken bir diğer yön, sözdizimsel cesareti ve tercihleridir. Şair, geleneksel dilbilgisi kurallarını şiirin ihtiyacına göre esnetmekten çekinmez. Cümle dizilişini alışılmışın dışında düzenleyerek şaşırtıcı ve derinlikli ifadeler oluşturur. Örneğin, bazı dizelerde fiili başa alıp özneyi sonra getirerek devrik cümleler kurar ya da yüklemi sona bırakmayarak beklenmedik bir anlama vurgu yapar. “Hiç Olmayan Bir Çiçeği” şiirinde yer alan “Ürperir / Çok uzun sessizliklerin / Çocuk sesleri.” dizesi buna iyi bir örnektir. Dilbilgisel olarak düz bir cümle “Çok uzun sessizliklerin çocuk sesleri ürperir” şeklinde kurulabilecekken, şair yüklemi başa alıp özneyi en sona atarak bir inversiyon yapmıştır. Bu sayede “ürperir” fiili en önde, tek başına bir dizede durup dikkat çekerken, asıl ürperenin “sessizliklerin içindeki çocuk sesleri” olduğu bilgisi en sonra verilir. Bu sözdizimsel oyun, şiirin anlamına da hizmet eder: Önce bir titreyiş duygusuyla okuru yüzleştirip ardından bu titreyişin kaynağını sezdirir.
Şairin dilsel tercihlerinde büyük harf ve noktalama kullanımı da kayda değerdir. Bazı şiirlerde Yunus Koray bilerek tüm dizeleri küçük harfle başlatır, özel isim ya da cümlenin başlangıcı olsa dahi büyük harf kullanmaz. Örneğin “Kara Kar” şiirinin başından itibaren dizeler tamamen küçük harflerle devam eder: “öyle düşer gecede / kar kara gecede / kuş kendini bıçaklar / kış karla ovar acılarını…” şeklinde hiçbir baş harfi büyük olmayan bir akış vardır. Bu tavır, şiire yekpare ve kesintisiz bir söyleyiş kazandırırken aynı zamanda içerikteki kasvetli atmosferle de uyum gösterir. Noktalama işaretleri de şiir boyunca minimal düzeyde kullanılır; bir düşüncenin bitimi her zaman bir noktayla değil, bazen bir boşluk veya satır sonu ile imlenir. Bu durum, okurun geleneksel cümle sonlarını fark etmeksizin metne dalmasını ve şiiri bir nefeste okurken anlamı satır aralarında bulmasını sağlar.
Öte yandan, şair gerektiğinde sıra dışı dil formlarına da başvurur. Arkaik veya ağız özelliklerini anımsatan ifadeler, metin içinde ansızın belirebilir. Örneğin bir şiirde geçen “Çalaptır, yalap yalap gösteriptür / Uzamdaki anlaşılmazlığın şiir olduğunu” dizesinde, “gösteriptür” gibi eski ya da yöresel bir kullanıma yer verilmiştir. Bu tercih, şiire folklorik bir tını katarken aynı zamanda dilin çeşitli seviyelerini şiire dâhil etme özgürlüğünü gösterir. Yunus Koray’ın dilinde günlük konuşma ile edebi söylem iç içe geçebilir; kimi yerde son derece yalın bir ifade, kimi yerde felsefi ağırlığı hissedilen bir tümceye dönüşebilir. Örneğin, “ben hiçbir şey bilmiyorum artık, körlerin bile / gözleri duyuyor hurmaların kederini” dizesinde günlük dilde mantıksız görünen bir ifade yaratır. Normalde gözler görmekle, kulaklar duymakla ilişkilendirilirken şair “körlerin gözleri duyuyor” diyerek alışılagelmiş algı sınırlarını zorlar. Bu biçimde sözdizimini alışılmışın dışında kurmak, imgelem derinliğini artıran bir etkendir. Okur, gözlerin duyması gibi ilk bakışta imkânsız bir ifade ile karşılaşınca, dilin mantıksal yüzeyinin altındaki şiirsel hakikati sezme yoluna gider: Körlerin gözlerinin bile hurmaların kederini duyduğu bir dünya, olağan gerçeklikten kopup şiirsel gerçekliğe açılan bir dünyadır.
Yunus Koray’ın dilsel tercihleri arasında tekrarlayan yapılar oluşturmak da vardır ki bu konuya ritim ve ses başlığında ayrıca değineceğiz. Ancak sözdizimi açısından bakıldığında, şairin zaman zaman fiilimsilerle dolu uzun zincirler kurduğu görülür. Özellikle öfke veya yoğun heyecan içeren bölümlerde arka arkaya eylem bildiren kelimeler virgüllerle ayrılarak adeta bir soluksuzluk hissi yaratır. Bütün Zamanların Boşluğu’nda yer alan bir şiirde peş peşe dizilen şu ifadeleri inceleyelim: “öldürmek, daha çok öldürmek, ne varsa öldürmek / düşsüz, umutsuz bebeler boşaltmak boşluğa / acıyı kanırtmak köklerinden çığlık çığlığa / yatırmak sıra sıra, boğazlamak hayvanlar gibi!” Dilbilgisi açısından bakıldığında bu dizeler tam olarak bir ana cümleye bağlı değildir; her satır bir eylem ya da eylem grubunu ardı ardına dizer. Öznenin kim olduğu belirtilmez, fiiller emir ya da mastar formunda birbirine eklenir. Bu dilsel parçalanmışlık, şiirin anlattığı dehşet ve kaos duygusunu dil düzeyinde hissettirmektedir. Okur, öznenin eksikliğini ve fiillerin bombardımanını deneyimlerken, şiirdeki şiddet temasını doğrudan anlamasa bile dilin yapısından sezebilir. Sonuç olarak Yunus Koray, sözdizimini kimi zaman kurallı ve sakin, kimi zaman kuralsız ve fırtınalı kullanarak, şiirinin içeriğine en uygun dili yaratmayı başarır.
İmgelem Kullanımı ve Sezgisel Derinlik
Yunus Koray’ın şiirlerinde imgelem, anlam katmanlarının hem yapısal hem de sezgisel temelini oluşturur. Şair, doğrudan bir duyguyu veya düşünceyi açıklamak yerine, imgelerin diliyle konuşur. Bu imgeler çoğu kez birbiriyle alışılmadık bağlantılar kuran, farklı çağrışım alanlarını bir araya getiren niteliktedir. Onun şiir dünyasında doğa, insan ve toplumsal olgular iç içe geçen semboller halinde çıkar karşımıza. Örneğin bir şiirinde “Gözlerinin parlayan nehirlerinden / Uzak yazlardan, incir sütlerinden. / Bir yeni ülke daha çizilebilir / Karşı kayalardaki tanıdık göğe / Kuşların kanadındaki yalçın vadiye / Akdeniz kokuşlu lirik mağaraya.” dizeleri yer alır. Burada şair, nehir, yaz, incir sütü, gökyüzü, kuş, vadi, mağara gibi birbiriyle bağlantısız görünebilecek doğa imgelerini ardı ardına sıralar. Ancak bu imgelerin birleşiminden zihinde beliren tablo, alışıldık mantıkla değil sezgisel bir bütünlükle kavranabilir.
Koray’ın şiirsel imgelemi sadece doğa ile sınırlı değildir; toplumsal ve bireysel temaları da imgeler yoluyla ifade eder. En yoğun duygular bile bir tablo, bir sahne ya da bir metafor ile sunulur. Örneğin, bir şiirinde geçen “çölde parlıyor ay’la annelerin ellerinde kan bakraçları” imgesi son derece güçlüdür. Burada çöl gecesinde ayın ışığı ile annelerin ellerindeki kan dolu bakraçlar birlikte anılır. Hiçbir düz anlatım bu denli çarpıcı bir acı ve çaresizlik duygusunu iletemeyebilirdi; oysa şair, Cumartesi Anneleri gibi toplumsal bir yaraya gönderme yaptığı anlaşılan bu sahneyi imgelerle adeta zihnimize kazır. Ay’ın soğuk ışığı, çölün ıssızlığı ve annelerin kan dolu kaplar taşıması, kayıp evlatların acısını ve adalet arayışını imâlar. Bu imgenin etkisi, tek tek sözcüklerin ötesinde, yarattığı bütünsel sezgidedir.
Yunus Koray, okurun sezgisel katılımını sağlamak için imgeyi asla tek boyutlu kullanmaz; imgeler her zaman boşluklu bir anlam taşır, okurun kendi çağrışımlarıyla doldurabileceği alanlar bırakır. Boşlukların işlevi burada bir kez daha devreye girer: İmgelerin doğrudan açıklanmaması, iki imge arasına bir boşluk konması (bazen bu gerçek bir dizeler arası boşluk, bazen yalnızca söylenmeyen bir bağlantıdır) okurun imgeye kendi dünyasından mânâ katmasına izin verir.
Yunus Koray’ın imgelem dünyasında sıkça rastlanan unsurlardan biri de zıtlıkların birlikteliğidir. Güzel ile çirkin, masum ile vahşi, doğa ile medeniyet imgeleri yan yana gelerek sarsıcı etkiler oluşturur. “Cellatların çocuk elleri” imgesinde olduğu gibi, cellat (ölümün, zulmün temsilcisi) ile çocuk elleri (masumiyetin simgesi) bir araya getirilir ve ortaya çıkan zıtlık okuru irkiltir. Yine “gözleri duyuyor hurmaların kederini” imgesinde görme ve duyma duyuları çaprazlanarak kullanılır; hem de hurma gibi gündelik ve masum bir nesne “keder” ile birlikte anılır. Bu alışılmadık eşleştirmeler, şiirin duygu yükünü katbekat arttırır. Çünkü okur, bu imgelerin yarattığı çelişkiyi zihninde çözmeye çalışırken, aslında şiirin duygusunu içselleştirir. İmgenin sezgisel derinliği tam da burada yatar: Şair açıklamaz, tartışmaz, doğrudan doğruya hissettirir.
Koray’ın dizelerinde imgeler, sözcük anlamlarının ötesinde bir atmosfer yaratır. Bu atmosfer, kelimelerin tek tek karşılığından ziyade, onların şiir içindeki yerleşimi, çağrışımı ve birikimiyle oluşur. Örneğin “Boşluğuna Sığmazlığın” şiirinde “Üç yıl üç ay sorduk bun’u / Kökümüzün çiçeğine / Kimselerin göremeyeceği / Boşluğuna sığmazlığın…” dizelerinde “kök”, “çiçek”, “boşluk” ve “sığmazlık” gibi kavramlar, varoluşsal bir sıkışmayı dile getirirken aynı zamanda zamanın soyut ve içsel doğasına işaret eder. Devamında gelen “Giyinmişti benimle belki de / O masal semender’i / Küçük Prens’indeki büyük / Antoine de Saint Exupéry” dizeleri, kişisel bellek ile kolektif edebi mitosları buluşturarak, şiirin atmosferini düşle gerçek arasında asılı bir hâle büründürür. “Kavaklar kapkaraydı işte / Bir kılaptan kanatlı anka / Göğü kaplamıştı sanki!” dizesi ise bir karanlık manzaranın ortasında mitolojik bir yükselişi, neredeyse apokaliptik bir sahneyi imgeler. Bu şekilde şiir, yalnızca anlam değil, bir hâl ve yoğunluk kurar; okuyucu da bu yoğunluğun içinde nefes alıp verir.
Ritim, Ses ve Tekrarların Örgüsü
Bütün Zamanların Boşluğu şiirlerinde ritim duygusu, geleneksel ölçülerden bağımsız olarak, dilin doğal müziğinden ve bilinçli tekrar stratejilerinden doğar. Yunus Koray, ritmik örgüyü oluşturmak için sık sık kelime tekrarlarına, aliterasyon ve asonans gibi ses araçlarına başvurur. Bu şiirlerde kulağa çarpan bir ahenk yakalanır; ancak bu ahenk tekdüze bir tempo değil, şiirin ruhuna göre değişkenlik gösteren bir ritmik yapıdır.
En belirgin ritmik unsurlardan biri tekrarlardır. Şair, belli sözcük veya ifadeleri şiirin içinde bir nakarat gibi kullanarak hem anlamı pekiştirir hem de müzikal bir etki yaratır. Örneğin “yalap yalap” ifadesi kitapta birden çok şiirde karşımıza çıkar ve her seferinde benzer bir coşkunun veya yoğunluğun ifadesi olarak kullanılır. “Boşluğuna Sığmazlığın” şiirinde “Çıktık, dertli / … / Yalap yalap / Akıtarak, / Katranını yalnızlığın.” dizelerinde geçen “yalap yalap”, hızlı ve hoyratça bir boşalma eylemini ses taklidiyle hissettirir. Bu çift tekrar, suyun ya da sıvı bir şeyin boşalırken çıkardığı sesi çağrıştırır; aynı zamanda yapılan eylemin (yalnızlığın katranını akıtmak) yoğunluğunu ritimle vurgular. Yine “püfür püfür” (hafif rüzgâr sesi) ya da “çığlık çığlığa” (yüksek sesle çığlık atma durumu) gibi ikilemeler, şiirlerin çeşitli yerlerinde hem anlam hem ses değeri katar. İkilemeler ve yansıma sözcükler, şiirin doğal müziğini kurmada önemli rol oynar. Bu tür tekrarlar, şiirin okur tarafından neredeyse duyulabilir olmasını sağlar; okur kelimeleri sadece anlamıyla değil, tınısıyla da alımlamaya başlar.
Aliterasyon (aynı seslerin tekrarı) ve asonans (aynı ünlü seslerin tekrarı) Yunus Koray’ın dizelerinde incelikle işlenmiştir. Özellikle belirli harflerin art arda kullanımı, ilgili dizenin duygusunu pekiştirir. “Kara Kar” şiiri bu açıdan çarpıcı bir örnektir. Şiirin pek çok dizesinde “k” ve “r” sesleri tekrar eder: “kar kara gecede / kuş kendini bıçaklar / kış karla ovar acılarını / kar kuşa konar gecede / … / kara kuş kışa dokunur / kış kara düşürür gölgesini”. Bu dizedeki yoğun k ve r sesleri, sert ve takırtılı bir ritim oluşturur ki bu da kışın ayazını ve karanlığın kasvetini hissettirir. Sonuçta ortaya, adeta bir şiirsel döngü çıkar: “kar-kara-kış-kuş” sözcükleri ve türevleri, sarmal bir şekilde birbirini izlerken, içerikte de kısır bir döngüyü, çıkışı olmayan bir ruh halini imgelemiş olur.
Yunus Koray, ritmik yapıyı zaman zaman anaphora denilen, her dizeye benzer başlangıçlar verme yöntemiyle de zenginleştirir. Bazı şiirlerinde birkaç dize art arda aynı söz veya yapı ile başlar. Örneğin “İçimdeki Uzaklıkta” şiirinde “Susunca bir kayadan seslenebilir / Bin oğlak, bin ayrık otu, bin uçurum. / Her yanım yaşamın deneyinde / Her yanım buz tutmuş, derinde / Her yanım tam kenarında bu boşluğun.”; “Her Şeyin Hiçbir Şey Olduğu” şiirindeyse “İşte göğe asılmış mektup” ifadesi sonradan “İşte mektup asılmış göğe” biçiminde yinelenir; böylece bir tekrar hissi yaratarak anlattığı gündelik bezginliği biçimsel olarak duyumsatır.
Ritm ve anlam ilişkisi, Yunus Koray şiirlerinde karşılıklı etkileşim içindedir. Şiirin duygusu hızlandığında ritim de hızlanır, sakinleştiğinde ritim de yavaşlar. Örneğin şair, coşkunun dorukta olduğu bölümde art arda kısa ve vurgulu tekrarlar kullanırken, düşüncenin derinleştiği yerde dizeleri uzatıp ritmi yavaşlatır. “Başlarken Yavaşlayan” şiiri, bizzat başlığıyla da uyumlu şekilde, her yeni şiire başlarken ritmin yavaşladığını, bitince unutmalarla tekrar başladığını anlatır. Bu şiirin dizelerindeki ritmik yavaşlama, içerikteki tereddüt ve duraksamayı hissettirir. Keza, dingin bir doğa tasviri yapılan bir şiirde uzun ve kesintisiz dizelerle sakin bir ritim kurarken, öfkenin dile geldiği bir başka şiirde kesik, tek kelimelik dizelerle ve ünlemlerle hızlı bir tempo yaratır. Örneğin, bir şiirde yer alan “kutup ayılarının işi mi? daha neler!” gibi ifadelerde ünlem ve soru ile tempoyu yükseltir; hemen ardından gelen “ben hiçbir şey bilmiyorum artık…” dizesinde ise ritmi birden düşürür. Bu ani ritim kırılması, şiirsel yapıda bir kırılma etkisi de yaratır.
Özetle, Bütün Zamanların Boşluğu’nda Yunus Koray’ın şiirleri adeta kendi müziğini içinde taşır. Ölçü kullanmadan ölçülü olmayı, kafiye düzeni olmadan sesleri ahenkle buluşturmayı başaran şair, tekrarların ve ses oyunlarının gücünden yararlanarak okura unutulmaz işitsel deneyimler sunar. Bu ritmik ve sessel örgü, şiirlerin anlam damarlarıyla iç içe geçer; öyle ki form ile içerik birbirini tamamlar hale gelir.
Boşluk, Sessizlik ve Yapısal Kırılmalar
Yunus Koray’ın poetikasında boşluklar ve sessizlikler, en az söylenenler kadar önem taşır. Şiirlerdeki boşluk kavramını iki düzlemde ele alabiliriz: Birincisi biçimsel boşluklar, yani dizeler arası bırakılan boş satırlar ya da kelimeler arası bilinçli aralıklar; ikincisi ise metnin anlam dünyasındaki sessizlikler, yani şairin özellikle söylemediği, imâ ile bıraktığı kısımlar. Bütün Zamanların Boşluğu ismiyle dahi bu olguya gönderme yapar gibidir: Zamanların boşluğu, belki de söylenemeyenlerin, doldurulamayan anlamların şair için alanıdır.
Biçimsel boşluklar, Koray’ın şiirinde bir nefes veya durak işlevi görür. Bazı şiirlerde belirgin kıta ayrımları olmamakla birlikte, şair önemli bir geçişte birkaç satırlık bir aralık bırakabilir. Bu, okurun zihninde şiirin o noktasına bir es verip bir sonraki bölüme hazırlanmasını sağlar. Örneğin, çok yoğun imgelerin ve eylemlerin sıralandığı bir bölümün ardından, şiirde bir beyaz boşlukla karşılaşabiliriz; bu boşluk, az önceki fırtınanın ardından gelen sessizlik anı gibidir. Bu şekilde, şiirsel yapıdaki kırılmalar görsel olarak da desteklenir. Okur, sayfadaki boşluğu algıladığında, şiirin ritminde ve muhtevasında bir değişim olacağını sezgisel olarak hisseder.
Metnin anlam dünyasındaki sessizliklere gelince: Yunus Koray, çoğu modern şair gibi, okura her şeyi açıklamaktan kaçınır; bazı şeyleri bilerek susarak söyler. Örneğin, “Dolanı” şiirinde “(…) nasıl görebilir / bun’u / bön göz / III / ses / yok / hiç”. Bu dizede şiir öznesi eksile eksile adeta dilin imkânlarının tükendiği bir noktaya gelir. İşte bu, anlamdaki bir boşluğun dışavurumudur: Şiir anlatılamayacak olana yaklaştığında, şair bunu sessizliğin ifadesiyle belirtir. Bu suskunluk, aslında çok şey söyler. Okur, söylenmeyenle yüz yüze kalır ve kendi iç sesinde onu tamamlar.
Yapısal kırılmalar, Yunus Koray’ın şiirlerinin beklenmedik anlarda rotasını değiştirmesiyle de ortaya çıkar. Bir şiir belli bir izlek üzerinde ilerlerken ani bir imge veya ton değişikliği yaşanabilir. Örneğin “Kara Kar” şiirinin başlarında kış, kar ve karanlık imgeleriyle içe dönük, soyut bir atmosfer kurulurken, şiirin ilerleyen dizelerinde aniden somut bir sahneye geçilir: “bir çıkmaz sokakta / terazi, yoğurtçu, çocuklar / ağlar denize doğru korkuteli / kavaklar, kirli sinema önleri / geçer sulanmış avludan çerçi”. Bu geçiş, şiirin yapısındaki belirgin bir kırılmadır. Okur bir anda soyuttan somuta, zamansızlıktan belirli bir mekâna (Korkuteli gibi bir yer adına) çekilir. Bu kırılma, aslında şiirin anlamını derinleştirmek için bilinçli yapılmıştır: Şair, karanlık bir iç dünyadan kesitler verdikten sonra, birden çocukluğun ya da geçmişin somut anılarına dönerek okuru sarsar. İki farklı dünya çarpıştırıldığında ortaya çıkan etki, şiirdeki gerilimi artırır. Benzer kırılmaları kitabın farklı şiirlerinde de görmek mümkündür.
Bu yapısal kırılmalar, parçalanmışlık ve bütünlük ikilemiyle de ilişkilidir. Yunus Koray, yaşamın ve benliğin parçalarını şiirde yansıtırken, şiirin bütünündeki dengeyi de gözetir. Bir şiir parça parça anlardan ve imgelerden oluşuyor gibi görünse de, en sonunda bir bütünlük duygusu bırakabilir. Bu, şairin ustalıklı düzenlemesinin sonucudur: Doğru yerde boşluk bırakmak, doğru yerde kırılma yaratmak. Parçalanmışlık hissi veren dizeler bile kitabın bütünlüğü içinde bir anlam halkası oluşturur.
Yunus Koray’ın şiir anlayışında boşlukların işlevi, bazen de dile getirilemeyen, sözcüklere sığmayan duygu ve düşünceleri temsil etmektir. Şair, “bütün zamanların boşluğu” derken belki de tarih boyunca insanın içinde kalan boşluğa, doldurulmamış anlamsal uçuruma işaret eder. Onun şiirlerinde kelimeler kadar kelimelerin değmediği boş alanlar da konuşur. Bu bazen bir sus payıdır, bazen bilinçli bir sükût duruşu.
Değerlendirme
Yunus Koray’ın Bütün Zamanların Boşluğu adlı şiir kitabı, biçim ve içerik arasındaki ayrılmaz bağın usta işi bir göstergesidir. Şairin poetik dünyası, dilin olanaklarını çoğaltan, biçimi anlamın öncü gücüne dönüştüren bir tavırla şekillenmiştir. Biçimsel yapıyı sadece estetik bir kaygı olarak değil, anlamı yoğuran bir araç olarak kullanır. Dizelerin kuruluşundan sözdizimine, ritimden imgelem örgüsüne kadar her düzeyde, şiirin ne söylediği kadar nasıl söylediği de önem kazanır. Bu kitap, okura şiiri sadece okumayı değil, görmeyi ve duymayı da öğretir: Dizelerin sayfa üzerindeki dağılımı bir görsel şiir tablosu sunarken, kelime tekrarları ve ses uyumları içsel bir müzik olarak duyulur.
Yunus Koray, şiir anlayışında anlamın doğrudan verilmesinden ziyade biçim aracılığıyla sezdirilmesini benimsediği için, Bütün Zamanların Boşluğu’ndaki şiirler okuru aktif bir katılıma davet eder. Okur, her bir dize kırılmasında, her bir beklenmedik imge birleşiminde şiirin anlamını kendi algısında yeniden kurar. Bu da şiirleri defalarca okumaya açık, zengin birer metin haline getirir. Birinci okumada fark edilmeyen bir ses tekrarı ya da imge oyunu, ikinci okumada aniden belirerek şiirin başka bir boyutunu aydınlatabilir.
Şairin biçimsel tercihleri aynı zamanda onun şiire bakışını da yansıtır. Yunus Koray, şiiri hayatı sorgulayan ve dönüştüren bir alan olarak görür (nitekim önceki eserlerinden birinin adı Yaşamı Yargılayan Şiirler’dir). Bütün Zamanların Boşluğu’nda da dilsel özgürlük ve deneysel yaklaşım, aslında bu dönüştürücü bakışın sonucudur. Kelimeler, alışılmış kalıplarından sıyrılarak yeni anlam kombinasyonlarına girer; sessizlikler bile anlam kazanır. Şairin poetik tercihlerinde, klasik şiir geleneğine dair nüanslar (örneğin “mısrâ-i berceste” göndermesi) ile modern şiirin parçalı yapısı bir arada bulunur. Bu da onun şiir dünyasının hem geleneğe aşina hem yenilikçi olduğunun kanıtıdır.
Sonuç olarak, Bütün Zamanların Boşluğu, Yunus Koray’ın dil ve biçim ustalığını yansıtan; çok katmanlı yapısıyla yalnızca edebiyat okurları için değil, çağdaş Türk şiiri ve şiir poetikası alanlarında tez çalışmalarına da oldukça zengin bir zemin sunabilecek nitelikte bir eserdir. Biçimsel yapının incelikle işlenişi, dizelerdeki müzikalite, zengin ve derin imgeler ile sessel oyunlar, kitabı çağdaş Türk şiiri içinde özel bir konuma yerleştirir. Bu poetik çözümlemede gördük ki Yunus Koray, şiirsel anlamı sadece kelimelerin anlamıyla değil, onların sayfadaki dizilişi, sesi ve susuşuyla da kuruyor. Böylece okur, bütün zamanların boşluğundan seslenen bu şiirlerde kendi boşluklarını, kendi zamanlarını bulabiliyor.
Şairin biçimsel tercihlerine yakından bakmak, bize onun şiir anlayışının özünü de gösteriyor: Şiir, anlamın dile gelmeden önceki hali, kelimelerle sessizlik arasındaki o tarifsiz boşlukta gizlidir. Yunus Koray, işte o boşluğu ustalıkla doldurup tekrar boşaltarak — cumartesi anneleriyle, çocuklarla, patikalarla — okuru şiirin aktif bir öznesi haline getiriyor.
Yunus Koray’ın şiirleri, karanlıkta bile nefis esansıyla “buradayım” diyen çiçekleri gibi Türkçenin: Görünür olmak için değil, var olduğu için açıyor.
Kaynak: Yunus Koray – Bütün Zamanların Boşluğu (Noktürn Yayınları, 2015)