OYUN ARKADAŞIM – CENTOLAR KİTABI
Şiiri Bir “Oyun” Olarak Yeniden Kurmak: “Oyun Arkadaşım – Centolar Kitabı” İçin Açık Çağrı
İnsan kelimenin tam anlamıyla söylemek gerekirse, ancak insan olduğu zaman oynar ve oyun oynadığı zaman tam insan olur. – Friedrich Schiller
Şiir, elbette ve her şeyden önce bir özgünlük meselesidir. Bu özgünlük, çoğu zaman sanıldığı gibi ilk kez söylenenden çok, daha önce söylenmiş olanla nasıl ilişki kurulduğuyla ilgilidir. Şair, kendi bakışını ve duyuşunu dil içinde yoklar, arar, bulur; bulduğunu bir ifade ve varlık biçimi olarak dile getirir. Dil bizi birbirimize bağlayan tek yapı değilse de, hâlâ en güçlü olanıdır.
Heidegger, “Dil, varlığın evidir” derken şiirsel dilin dünyamızı kuran ve anlamlandıran asli unsur olduğuna işaret eder. Ona göre en sıradan konuşmada bile bir şiirsellik kırıntısı vardır; çünkü dil, bizi aşan anlam katmanlarına gebedir. Heidegger için şiir, dilin özüne en yakın olan dil etkinliğidir: Dil, şiirde araçsallıktan kurtulur ve varoluşu adlandıran bir kaynağa dönüşür. Benzer biçimde Octavio Paz, “Dil her şeyden önce şiirdir” diyerek insan dilinin metaforik ve yaratıcı doğasına dikkat çeker. Bu yaklaşımlar, dilin şiirselliğini insan tecrübesinin merkezine yerleştirir: İnsan, dili yalnızca iletişim kurmak için değil; dünyaya anlam vermek, kendi varoluşunu ifade etmek için de kullanır ve bu kullanım en yoğun hâlini şiirde bulur.
Şiirle iştigal edenler bilir: Bazen tek bir sözcüğün, bir eylemsinin, hatta bir harfin eklenip çıkarılmasıyla; bir dizenin yer değiştirmesi ya da kırılmasıyla bambaşka bir anlam alanı açılır. Çağrışım çoğalır, bilinç kanatlanır. Şiir, birdenbire gelse bile, hemen her zaman küçük müdahalelerle nihayete erer. Şiirin dilde yarattığı zenginlik ve sarsıntı, şairi için en görünür ve keyifle kavranılan hâllerini burada bulur. Şiir yalnızca duyulan, yazılan ya da okunan bir şey değildir; aynı zamanda yapılan bir şeydir. Ses, nefes, ritim ve fonetik; uyum ve söyleyiş güzelliği, şairin özgün bakışını yansıtır. Şiiri duymak, yazmak ve yapmak mümkündür; üstelik her biri başka oyunlara, başka sürprizlere açık, kendi tekil keşif süreçleriyle varolur.
Şiir, dili sıradan iletişim yükünden kurtarır; ona yeni bir ritim ve salınım kazandırır. Paul Valéry’yi anımsayalım: Düzyazı yürüyüşse şiir danstır. Dans eden dil, bir yere varma kaygısıyla değil, kendi hareketinin coşkusuyla ilerler. Nasıl ki dans eden bir beden adımlarını bir hedefe ulaşmaktan çok estetik bir bütünlük ve kendiliğindenlik için atarsa, şiir de sözcükleri anlam aktarmanın ötesinde, kendi iç ahengini ve anlam çokluğunu kurmak üzere kullanır. İnsan da olma yolculuğuna, o en gizil ve güzel oyuna, yalnızca kendisi olmak için girişmemiş midir?
Ben şiirin bu oyun tarafını, şairin dille ve dil içinde oynayan hâlini, her zaman önemsedim. Şiire, Stéphane Mallarmé’nin işaret ettiği gibi dilin kendi iç ilişkileri üzerinden bakıyorum. Oyunu ise Johan Huizinga’nın kültürün kurucu alanlarından biri olarak gördüğü yerden okuyorum. Huizinga’ya göre şiir olan her şey, oyun biçimi altında gelişmiştir; şiiri bir “sözcük ve dil oyunu” olarak düşünmek, bir mecazdan çok, şiirin hakikatine dair bir tespittir. Buradaki oyun, kuralsız bir eğlence değil, kendi iç disiplinleri olan yaratıcı bir özgürlük alanıdır.
Şiirdeki bu oyun damarı yalnızca modern şiire özgü değildir. Halk şiirindeki atışmalar, divan şiirindeki nazireler ve muammalar; soneler, gazeller, haikular… Hepsi, dilin kendi kuralları içinde oynanmış şiir oyunlarıdır. Nasıl ki satrançta ya da go oyununda kurallar oyunu boğmaz, aksine derinleştirirse; serbest şiir dışında kalan bu türlerin tümünde biçim, ritim ve ses, oyunun alanını tanımlar ve yoğunlaştırır.
Kendi adıma, şiiri en başından beri bir oyun arkadaşı olarak gördüm. Çocuk yaşlarımdan beri onun içsel çağrılarına kulak verdim; varoluşu ve aşkı, yolculuğu ve arayışı, yanmayı ve uçmağı, kayboluşu ve hayatta kalmayı onunla dile getirdim. Onunla derinleşmeyi ve yükselmeyi öğrendim. Şiirin çilesini de, korkunç güzelliğini de iyi bilirim. Yazmanın doğasında her zaman bir oyun vardır ve bu oyunun insanı hem arındıran hem de dönüştüren bir yanı olduğuna inanıyorum.
Ne var ki şiirle kurulan bu özenli, sezgisel ve oyuncu ilişki, hızın, kolay tüketimin ve anlık tepkilerin görünürlüğü belirlediği bir dünyada giderek önemsizleştiriliyor. Toplumun şiirle ilişkisi bugün inkâr edilemez biçimde zayıflamış durumda. Şiire mesafeli duran; onu ilkel ve tek boyutlu sananlardan “şiir çok cringe” diyerek geçiştirenlere ve “şiir öldü” zannına kapılanlara değin uzanan geniş bir cephede, şiir ve şair kimi zaman unutularak, kimi zaman da örgütlü bir kötülükle yok sayılıyor.
Bunda sosyo-ekonomik baskıların, politik kutuplaşmanın ve kültürel erozyonun yol açtığı toplumsal yıpranma kadar; ortak sevinç ve bir aradalık duygusunun aşınmasının yanı sıra görsel-dijital mecraların yükselişiyle derinleşen dikkat dağınıklığı, odak kayıpları ve bilginin, uzmanlığın değersizleştirilmesinin de payı var.
Ama şiir, her şeye rağmen, nice kıymetli ozanın elinde yeni ışgınlarla, bunca karanlıkta bile filizlenmeyi sürdürürken, küsmek bir seçenek olmamalı. Şiir, dil ve oyun ilişkisi üzerinden biçem ağırlıklı örnekler versem de, şairin direngen özünü de vurgulamak gerekiyor. Hızın, yüzeyselliğin ve görmezden gelinmenin karşısında, yalnız yankısız kalmak pahasına şiirde ısrar eden şairler, derinliği, güzelliği ve yaratıcılığı savunur. Dil her şeyden önce şiirse, şair de dili yeniden yaratan kimsedir. Ben bu yaratıcı sorumluluğu bütün yalımıyla sahipleniyorum.
Şiiri şiirle, şiir için yeni alanlar açarak savunmanın, nihayetinde güzeli ve hakikati aramakla ilgili bir veçhesi de var benim için. Bu yüzden oyun içinde bir başka oyun daha kuruyorum: Oyun Arkadaşım – Centolar Kitabı. Şiirin oyunlu doğasını görünür kılmak, birlikte oynamanın imkânlarını yoklamak ve “şiirle buradayız” demek için tasarlanan ortak bir kitap…
Şiir oyunları arasından centoyu seçmemin sebepleri var: Şiirin doğası gereği her yerde, hemen her yazınsal türe sızmış olduğunu göstermek bunlardan biri. Bir diğeriyse; şiirle bizim kadar içli dışlı olmayan edebiyat okurlarının ilgisini çekebileceğini, onları da bu oyuna çağırabileceğini düşünmek. Yazmayı, okumayı ve seçmeyi aynı masaya oturtan bir karşılaşma alanı; çiçekli bir bahçe, şenlikli bir gökyüzü.
Cento Latincede “yamalı bohça”, “parça parça kumaşlardan yapılmış örtü” anlamına gelir. Şiirde ise cento, yalnızca parçalı bir yapı değil; aynı zamanda bir okuma biçimi ve sezgi meselesidir. Şairin, başkasının sözleriyle konuşmayı göze alarak, sonunda yine kendine ait olan bir bütün kurma cesaretidir. Burada özgünlük, farklı sesler arasında kurulan ilişkide ortaya çıkar. Başkalarının cümleleri şairin sesini bastırmaz; doğru seçildiğinde onu daha belirgin, daha duyulur kılar.
Cento, alıntıyı aşan bir pratiktir. Seçmek, yerleştirmek, sessizce bağlamak ve sonunda yeni bir anlam alanı açmaktır. Bu yönüyle şair, yalnızca yazan biri olarak kalmaz; aynı zamanda okur, oyuncu ve yapı kurucu hâline gelir. Aslında anlaşılacağı üzere cento kurmakla şiir yazmanın doğası büyük ölçüde örtüşür ama tek farkla: Kendi şiirlerimizde dili, kolektif bilincin çok yıldızlı göğünden içsel bir duyuşla yakalar, avlar ya da toplarız. Centoda ise yazınsal kültürün katmanlarını kazar, bizde uyandırdığı etkiyle yeniden kurarız. Centoların, başkalarının sesleriyle konuşurken bile kendi özgün bakışımızı ve duyuşumuzu koruyabildiğimizi gösterdiğine inanıyorum.
Bu çalışmayı en başından itibaren, mümkün olduğunca açık, kuşatıcı ve çoğul bir alan olarak düşündüm. Şiiri yalnızca şairlerin kendi aralarında konuştuğu, zamanla daralan bir ilgi alanına dönüştüren ayrıştırıcı, seçkinci ve üstenci tutumların hepimizi yalnızlaştırdığını görüyorum. Bununla birlikte, şiire yıllarını vermiş; bu dilin yükünü ve sorumluluğunu omuzlarında taşıyan usta şairlerin, dostlarımın ve kıymetli yol arkadaşlarımın bu kitapta yer alacağını; kitabın baş köşesinde, saygıyla ağırlanacaklarını da belirtmek isterim. Bu davet, hüner göstermek; korkulu ustalıkla efendimiz acemiliği, deneyimle denemeyi ve deneyi aynı masada buluşturmak amacıyla yapılıyor.
Çünkü şiir, paylaşıldığı, temas edebildiği ve yazmanın, yaratımın oyuncu kökenini diri tuttukça merak ve ilgi uyandırdığı ölçüde büyür; etki alanını genişletir ve dile, kültüre daha büyük katkılar sunar. Bu yüzden Oyun Arkadaşım – Centolar Kitabı, şiir bilgisi ne düzeyde olursa olsun, okumaya, sezgiye ve denemeye açık, oyuna cesaret eden herkese seslenir. Bu açıklık, popülist bir “demokratikleşme” söylemiyle niteliği zayıflatan bir nicelik artışından çok, ilgilisini şiire hazırlayan bir temrin ve yol, yordam önerisi olma imkânını barındırıyor.
Birlikte oynamanın zenginliğini ve güzelliğini yansıtacağına inandığım çok renkli, çok sesli bir kitap hayal ediyorum. Şiirle bir araya gelmenin, beraber eğlenmenin, yan yana durmanın ve şiire yeni alanlar açmanın hâlâ mümkün olduğuna inananlar için yeni bir sahne…
Katılım konusunda biçimsel bir sınırlama yok. Tek bir cento da olabilir, birden fazla da. Üç sayfa da olabilir, beş sayfa da. Farklı kaynaklardan beslenen farklı denemeler de mümkün.
Centoların beslendiği kaynaklar çeşitlidir: Şiirler, romanlar, denemeler; kutsal metinler, mitoloji; gazete haberleri, mektuplar, sosyal medya paylaşımları, WhatsApp mesajları ya da kişisel arşivler… Kaynağın “yüksek” ya da “gündelik” olması değil, neye dönüştüğü önemli.
Teslim tarihi olarak 21 Mart’ı düşünüyorum. Bu süre, gerçekten katılma isteği ve heyecanı duyanlar için yeterli olacaktır. Oyun Arkadaşım, sonraki çalışmalarda haikulardan tankalara, rubailerden gazellere; lipogramlardan erasurelara ve buluntu şiirlere uzanan başka ortak kitaplara doğru genişleyebilir. Ama önce bu cento oyununu hep birlikte ve keyifle oynayalım.
Eğer sen de oyuna dâhil olmak istersen, kendi centonu yazıp aşağıdaki iletişim adresinden bana gönderebilir ve bu daveti birlikte oynamak istediğin oyun arkadaşlarınla paylaşabilirsin.
Sevgiler,
Harun
İletişim: harunatak7@hotmail.com
Not: Cento örnekleri için, kıymetli oyun arkadaşım şair, yazar Serkan Türk’ün centosundan ve kendi centomdan yaptığım şarkıların yer aldığı YouTube video açıklamalarına bakabilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=bIwczBR5wBI & https://www.youtube.com/watch?v=dcbMQAAKDFc
Not: Oyun Arkadaşım – Centolar Kitabı, multidisipliner bir anlayışla, resimli ve şarkılı bir e-kitap olarak yayımlanacak; ayrıca ilgilisi için print on demand yöntemiyle kitap olarak da okurla buluşacaktır.