TAŞ UYKU
alın geçin, taşımı atın bana, bir uzun yol deyin
kim olacaksanız hemen lütfen, kuytuma bir boy
kaldıkça küçülür kadının omuzları
sözün ve gümüş kemerlerin Halep işi olması
adınızı nasıl uzatıyor
durduk yere ayaklanıyor bir kavim sabaha dek
böyle dağılıyor bir göl dağın hemen bitiminde
kim bildi bu avı sözümde üflenmiş lamba
kıyım öyle sınır boyları onu attığım boşluk
kalan taşlar suyun uykusundan
-sesini o harfi ters çevirmek için
ah! yapmayın bu sivil bir ölüm
Sirkeci’deyiz biz de aslında durmak için değil
camdan bakmaları seviyoruz neyin önünde olursa
biri gelecek ve evet bildiniz ağzı iyi niyet
önceleri eşikti eski yazılar anlaşılmazken
ne zaman ki sedef geçti, siz dökülen bir an
üstelik duranından değil keşke hep geçeninden
o hangi sesse yaz da çıktı aradan bu iyi
kuru çiçekler de bazen iyi eski bir şeyler gibi
en son kuytuydum oralarda
Davud’dan biraz sonra
bekleyecek kadar incindim